Sayın Bülent Ecevit’e Yüce Allah’tan rahmet, Ulusumuza baş sağlığı diliyoruz

Sayın Bülent Ecevit’e Yüce Allah’tan rahmet, Ulusumuza baş sağlığı diliyoruz

Türkiye yarım asırdan fazla bir süre siyasete damgasını vuran, Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığından, çağdaş demokrasinden ödün vermeyen değerli bir devlet ve siyaset adamını kaybetmiştir.

Sayın Bülent Ecevit, Cumhuriyet’in değerlerine bağlı, Siyasette nezaketinin temsilcisi, onurlu, şahsiyetli, aydın, dürüst kişiliği ile haksızlıklara karşı direnmede kararlı, sosyal adalet duygularıyla yanan, ulusunun refah toplumu olması için yaşamı boyunca inançla uğraş veren, sanatsal yönü ile de barış içinde yaşamanın, evrenselliğin simgesi olan bir Şair, bir Gazeteci, bir Siyasetçi ve cesur bir devlet adamı idi.

Ulusumuza baş sağlığı diliyoruz. Engin Saygılarımızla

Dr. Cebel Kücükkaraca

TGS-H ATAŞELERLE SOHBET

TGS-H ATAŞELERLE SOHBET

05 Kasım 2006 Pazar günü Schleswig-Holstein Türk Toplumu Eyalet Temsilciliği binasında bir araya gelen T.C. Hamburg Başkonsolosluğu Muavin Konsolosu Berati ALVER, Eğitim Ataşesi Emin YALDIZ ve Çalışma ve Sosyal İşler Ataşesi Tunç NALBANTOĞLU, konsolosluk işlemleri, eğitim ve emeklilik ile ilgili konularda bilgi verdikten sonra gelen soruları cevapladılar.

Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği toplantı saat 15:00’te Ercan Küçükkaraca’nın saz çalması ile başladı. Ardından Türk Toplumu Eyalet Başkanı Dr. Cebel Küçükkaraca, yaptığı açılış konuşmasında eğitim sorununa değindi ve Almanya genelinde eğitim gören 550 bin civarında Türk kökenli gencin bulunduğunu, yine Almanya genelindeki öğrencilerin % 30’dan fazlasının göçmen kökenli olduğunu ve bu öğrenciler içinde en sıkıntılı kesimin Türk kökenli gençlerden oluştuğunu söyledi. Almanya’nın sosyal yapısının değiştiğine ve bu değişimde özellikle Türk kökenli insanların büyük payı olduğuna dikkat çeken Dr. Küçükkaraca, “sorunlarımıza beraber çözüm aramak amacıyla devletimizin Almanya’ya gönderdiği görevlilerin bilgilerinden de faydalanmak istiyoruz” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi Tunç NALBANTOĞLU, daha önce de Kiel’de bir çok vesilelerle bulunduğunu ancak ilk defa vatandaşlarla bir araya geldiklerini belirtti ve emeklilik ile ilgili bilgiler verdi.
NALBANTOĞLU’nun konuşmasına göre, T.C. devletinin, yurdışında yaşayan vatandaşlarının emeklilik haklarıyla ilgili iki tane kanun çıkarttı. Bunlar, 1978 yılında çıkan ve 1985’e kadar uygulanan 2147 sayılı kanun ile 1985’te çıkan ve halen geçerli olan 3201 sayili yasa .
3201’den faydalanmak için, T.C. vatandaşı olma, 18 yaşını doldurmuş olma, Türkiye’ye kesin dönüş ve belli bir miktar para ödenmesi şartları bulunuyor.
Yasada Türkiye’ye kesin dönüş şartının bulunduğunu ancak Türkiye’de, 01.01.2007’te tek bir çatı altında toplanacak olan üç sosyal güvenlilik kurumu bulunduğunu ve bunlardan Emekli Sandığı’nın kesin dönüş aradığını fakat SSK’nın vatandaşın seyahat özgürlüğünün engellenemeyeceği için, kesin dönüş şartı henüz aramadığını belirtti. Bağkur’a başvuranlar için ise, bu kurumun yeni yeni kesin dönüş şartı aradığını belirten NALBANTOĞLU, “yine de biz yasada kesin dönüş arandığını vurguluyoruz” dedi.
Yargıtay’ın verdiği bir karara göre kesin dönüş tanımı şu şekilde: “Yurda kesin dönüş yapmak, yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının, çalışma hayatına yönelik tüm ilişkilerini, gerek çalıştığı iş yerleri gerekse ilgili olduğum tüm sosyal güvenlik kuruluşları yönünden sona erdirerek yerleşmek ve sosyal güvenliklerini de burada sağlamak üzere anavatana dönüş yaptığını ifade eder.”

Ayrıca, eskiden 4112 sayılı kanun ile Alman vatandaşlığı alanlara “pembe kart” (şimdiki adıyla “mavi kart”) verildiğini ve bu sayede bu vatandaşların Türkiye’de seçme – seçilme ve kamuda çalışma haricinde Türk vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olduklarını ancak yeni çıkan 3201 sayılı kanunla artık bu kişilerin borçlanma haklarının kalktığını, bunun yanlış olduğunu her üç aylık ve yıllık raporda bildirdiklerini ve bu konuya bir çözüm getirileceğini umduğunu söyledi.
Bunların dışında, emekli olabilmek için yaş ve süre sınırı bulunuyor. Yaş sınırını doldurmamış ve Türkiye’de hiç çalışması olmayan bir bayan 7200 gün, aynı durumdaki bir erkek ise 9000 iş günü üzerinden borçlanma yapmak zorunda.
Ancak 23.05.2002 tarihinde kadın ise 50 yaşını, erkek ise aynı tarihte 55 yaşını doldurmuş kişiler 5400 gün üzerinden de borçlanma yapabilir. Emeklilik ve Sosyal Güvenlik Ataşesi Tunç NALBANTOĞLU, bütün bunların haricinde, Türkiye’de çalışması olanların, çalıştığı gün sayısına göre yine gün sayısı düşüleceğini de ifade etti.

Eğitim Ataşesi Emin YALDIZ ise eğitim konusunda önemli açıklamalar yaptı. Yurtdışına birey olarak ve geri dönmek üzere gelindiğini ancak sonradan ailelerin de gelmesi ile sosyal durumun tamamen değiştiğini, eskiden Türkiye’ye dönülecek düşüncesiyle sürekli Türkiye’ye yatırım yapıldığını ancak artık bu zihniyetin değişmesi gerektiğini önemle vurguladı.
Çocuklarına Türkiye’den yüzbinlerce euro verip ev, araba alan ebeveynlerin, on avro verip bir kitap almadıklarını ama bundan sonra aile babalarının ve annelerin birinci görevinin, çocuklarını eğitmek olması gerektiğini ifade etti.
Alman eğitim sisteminde bir sıkıntıları olduğunu, 4 ve 5. sınıfta, çocukların üniversiteye gidip gitmeyeceğinin belirlendiğini, Gymnasium’a giden çocukların direk olarak üniversiteye gideceğini ancak velilerin, çocuklarının hangi okulda okuduğunu bile bilmediğini vurguladı. En büyük hedefin, 4 ve 5. sınıfta çocukları Gymnasium’a yönlendirmek olduğunu söyleyen Eğitim Ataşesi, artık Avrupa’da da eğitimli iş gücüne ihtiyaç duyulduğunu söyledi ve şöyle konuştu: “Bizim tabirimizle “ne iş olsa yaparım” diyen vatandaşımız aslında bilek gücünden başka hiç bir iş yapamıyordur ve bu kişiler artık iş bulamıyorlar.”
YALDIZ, lise ortalaması ne olursa olsun, Türkiye’de okuma hakkı bulunduğunu söyleyerek şu bilgileri verdi: “Yurtdışında yaşayan yabancılar yani Alman vatandaşlığına geçmiş vatandaşlar için YÖS, yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları için ise YSS adlı üniversiteye giriş sınavları var. Yurtdışında yaşayan öğrenciler için Türkiye’de üniversite kontenjanı var ancak bilinmiyor, sınavı yapan kurumun adı ÖSYM olduğundan ÖSS sınavı ile karıştırılıyor ve “benim çocuğum o sınavı yapamaz” diye düşünülüyor ancak sadece kurumun aynı, sınavlar ise tamamen burada yaşayanlara yönelik. Üstelik bu sınavlar henüz bilinmediği için bu sınavlara girenlerin % 80-90’ı Türkiye’de üniversitelere alınıyor.”
Bu sene Kiel’den 13 öğrenciyi Türkiye’de üniversiteye gönderdiklerini ifade eden YALDIZ’ın konuşmasına göre,
* YSS Ankara ve Köln’de yapılıyor. Müracaat Nisan ayında, sınav ise Temmuz ayının ilk Pazar günü.
* YÖS’ün ise Ankara’da yapılıyor. Müracaat Kasım ayında, sınav ise Mart ayının ikinci Pazar günü.
Bu sınavlarla ilgili bilgilerin, ataşelikten ya da www.osym.gov.tr veya www.meb.gov.tr adreslerinden alınabilir.

Hauptschule mezunlarının Türkiye’de ortaokul mezunu, Realschule mezunlarının ise Lise 2. sınıf sayıldığı için YÖS ve YSS’ye katılamadığını, ancak Gymnasium, Gesamtschule mezunu ya da Hochschulreife’ye sahip her lise mezununun bu sınavlara girebileceğini söyleyen YILDIZ, son sınıfta olanların sınava girebileceklerini de ifade etti. Türkiye’de lise diploması almış kişiler ise, ÖSS sınavına girmek zorunda.

Türkiye’den buraya gelmiş öğrencilerin ise burada aldıkları diplomalarının Türkiye’deki denkliğini saydırmak zorunda olduklarını, bunun da Ankara’da YÖK’te yaptırıldığını ve bu yapıldıktan sonra eş fakülte mezunlarıyla aynı haklara sahip olunabileceğini söyledi.

Alınan eğitim, eğitim görülen kurumda yüksek lisans sayılıyorsa Ankara’da da sayılıyor. Ama diploma altında buna dair bir not yoksa Türkiye’de de Master sayılmıyor zira Türkiye’de de 5 yıl süren lisans eğitimlerinin bulunabiliyor. Yurt dışında alınan diplomanın, Türkiye’de lisansa denk sayılması için ise 4 ya da istisnai durumlarda 3,5 yıllık eğitim alınmış olması gerektiğini belirtti.
Avrupa Birliği Uyum sürecinde Türkiye’deki lise diplomalarının da Avrupa Birliği eğitim sistemine uydurulduğunu ve bir çok problemin çözüldüğünü söyledi.

YILMAZ, gelen bir soru üzerine, şu an Kiel’de üç, Hamburg’da onüç okulda Türkçe’nin yabancı dil sayıldığı ve Türkçe’den not alınabildiğini ancak buradaki sıkıntılarının, veliler ve öğrenciler istediği takdirde 2007-2008 yılından itibaren Türkçe’nin ikinci yabancı dil olarak sayılacağını ama okul müdürlerinin, öğrencilerden böyle bir talep gelmediğini söylemeleri olduğunu belirtti. Üniversitede okumak için, not ortalamasının çok yüksek olması gerektiğini, eğer Türkçe ikinci yabancı dil olarak seçilirse, not ortalamasının yüksek olacağını ve çocuğun üniversiteye girmesinin kolaylaşacağını vurguladı. Bu konunun çok önemli olduğunu ifade eden, YILMAZ, “anne babalar, evde Türkçe nasıl olsa konuşuluyor deyip Türkçe seçmiyorlar oysa biz ne Türkçe’yi ne Almanca’yı düzgün olarak konuşamıyoruz” şeklinde konuştu.
Bir insanın, sonradan da dil öğrenebileceğini, Türkiye’den gelip 17-18 yaşlarında Almanca öğrenip de üniversiteye gidebilen bir çok öğrenci bulunduğunu, Türk vatandaşlarına, “sakın evde Türkçe konuşmayın, çocuğunuz Türkçe öğrenirse Almanca’yı karıştırır” dendiğimi ama aynı çocuklara Fransızca, İngilizce öğretilince çocuğun hiç de “kafasının karışmadığını” vurgulayan YILMAZ, herkesi eğitimde zihniyet değişikliği yapmaya ve bilinçli olmaya çağırdı.

Velilerin, çocuklarını okumaya teşvik için ne yapması gerektiğinin sorulması üzerine “Eğitimde birinci şart, takiptir. Çocuğun, hangi okula gittiğini, öğretmenin kim olduğunu, toplantı günlerini ve bunun gibi bilgileri öğreneceğiz” dedi.
İkinci şartın, çocuğun kendisini tanımak olduğunu ifade eden YILMAZ, çocuğu yetenekleri doğrultusunda yönlendirmenin önemini de belirtti.

Muavin konsolos, burada Türkiye’ye kıyasla ek dersin çok uygun olduğunu, saati 10 avroya ders vermenin mümkün olduğunu, ayda 100 avro vermenin bazılarına zor gelebileceğini ama Türkiye’de insanların ek ders için, bunun çok daha üstünde ücretler ödediğini belirterek “Ayda 100 avroyla çocuğumuz bir yerlere gelecekse o parayı vereceğiz” şeklinde konuştu.

Gelen soruların da cevaplanması ile yaklaşık iki saat süren toplantıda Alevi Birliği Yönetim kurulu üyesi Turan KOÇ da söz alarak, bugüne kadar derneklerin, kendi aralarında ayrılıklar yaşadıkları için işbirliği yapamadıklarını ancak son zamanlarda bunun çok olumlu bir şekilde değiştiğini ancak bunun daha da ilerlemesi gerektiğini, ortak amaçlar etrafında siyasi ve dini görüşleri ne olursa olsun tüm derneklerin işbirliği içinde olmaları gerektiğini vurguladı. Yönetici konumundaki insanların kendi tabanlarından çekindikleri için, kendilerini net ifade etmekten kaçındıklarını söyleyen KOÇ, “biz İçişleri Bakanı’nın karşısına oturduğumuz zaman bir olarak, bir yumruk olarak oturalım. Biz oraya gittiğimiz zaman kimse sağcı mısın, solcu musun, Alevi misin, Sunni misin demiyor: Türk müsün? Türküm!” şeklinde konuştu. Konuşması alkışlarla biten KOÇ, herkesi birlik olma konusunda yardıma çağırdı. Bu konuyla ilgili olarak da Almanya Türk Toplumu Schleswig-Holstein Başkanı Dr. Cebel KÜÇÜKKARACA, şu anda tüm derneklerle birlikte karar aldıklarını ve bir eğitim kampanyası yaparak herkesi bu konuda çalışmaya davet ettiklerini ifade etti. Böyle bir çalışmanın Eyalet bazında yapılması için TGS-H ‘nın öncülük ettiğini ekledi.

Berati ALVER, bir duyuru yaparak,
www.e-konsolosluk.net adresinde A’dan Z’ye her türlü konsolosluk işlemi hakkında çok detaylı bilgi alınabileceğini, telefonlarda bilgi vermenin aşırı yoğunluktan dolayı zaman zaman mümkün olayabildiğini ancak artık internet çağında bulunulduğunu ve herkesin istediği bilgiye internet üzerinden ulaşabileceğini vurguladı.

Gelen bir soru üzerine, yeni doğan çocukların ileride Türk vatandaşlığı hakkı olması isteniyorsa, 18 yaşına kadar konsolosluğa kayıt ettirilmesini tavsiye etti. Kayıtlı olduğu takdirde ilerde tekrar Türk vatandaşlığına alınmak isteyen kişilerin işlemlerinin çok kolay olacağını bildirdi.

Gelen bir soru üzerine, herkesin öncelikle bilgi edinme yükümlülüğü olduğunu vurgulayan ALVER, artık hiç bilgi edinilmeden “beni emekli edin” denmesinin kabul edilemez olduğunu, bilgi edinip gelmiş ancak herhangi bir şekilde haklarını alamayan her vatandaşın hakkını her zaman koruduklarını, gerekli mercilerde gerekli işlemleri yapacaklarını, kimsenin bundan endişe duymaması gerektiğini ifade etti.

Vatandaşların, yoğun ilgi gösterdikleri toplantıdan çok memnun ayrıldıkları dikkat çekti.

Özgün BAYRAMOĞLU (Milliyet Gazetesi)

Kiel’deki Türk Derneklerinden Eğitim Seferberliğine Çağrı

Kiel’deki Türk Derneklerinden Eğitim Seferberliğine Çağrı

Kiel’deki Türk Derneklerinden Eğitim Seferberliğine Çağrı

03 Kasım 2006 günü Almanya Türk Toplumu Schleswig Holstein binasında altı derneğin temsilcileri, eğitim sorununu ele almak için bir araya geldi. Katılımcılar arasında, toplantıya ev sahipliği yapan, Schleswig-Holstein Türk Toplumu Başkanı Dr. Cebel Küçükkaraca dışında Nejla YILMAZ ve Seyfi ÇETIN (Veliler Birliği), İsmail Hakkı ASIK (İnter Türk Spor), Murat KAÇIK ( Mevlana Camii), Mustafa BAYRAKTAR (DiTiB Ulu Camii), Turan KOÇ (Aleviler Birliği) ve öğretmenlerden Ali Osman ERTÜRK, Günay CORAV, Murtaza GÜL, Nurlu ÖZDAYI ile Zafer AVUNDUK bulunuyordu.

Bu Sene Atatürk’ü Anma Etkinlikleri de Beraber Kutlanacak

Saat 19:30’da başlayan toplantının ilk gündem maddesi çerçevesinde, 27 Ekim 2006’da Megasaray’da yapılan Cumhuriyet ve Ramazan Bayramları kutlamasının değerlendirilmesinin ardından bu sene ilk defa 10 Kasım Atatürk’ü Anma Etkinliklerinin de katılımcı derneklerle beraber yapılması kararlaştırıldı.

Cuma günü Kieler Gelehrtenschule (Feldstr. 19 24105 KIEL)’de saat 19:00’da başlayacak anma törenine bütün vatandaşlar davetli. Törene katılımın yoğun olması bekleniyor.

Ayrıca T.C. İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Yakut Irmak Özden’in, 12 Kasım’da Almanya Türk Toplumu Schleswig-Holstein binasında (Dietrichstr. 2, 24143 Kiel) saat 16:00’da “Atatürk’ün Barışçı Kişiliği” başlıklı bir konuşma yapacağı da bildirildi.

Etkinliklerle ilgili detaylı bilgi almak isteyenler (0431) 76114 numaralı telefonu arayabilirler.

“Türkler’in % 57’si Eğitim Konusunda Sıkıntılı”

Gündemin ağırlıklı maddesini, eğitim konusu oluşturdu. Schleswig-Holstein Türk Toplumu’nun aldığı 17 Haziran 2006 tarihli karar itibariyle bir eğitim kampanyası yapmayı planladığını, konu ile ilgili görüşmelerin 7-8 aydır Almanya Türk Toplumu üyesi derneklerle (Veliler, Öğretmenler ve Öğrenciler Birliği) ile sürdüğünü ve Aralık ayında tekrar toplanılacağını, Schleswig-Holstein Türk Toplumu’nun da eyalet çapındaki toplantıyı üstlendiğini söyleyen Dr. Cebel Küçükkaraca “eğitim konusu herkesin konusu gönül ister ki, burdaki toplantıyı hep beraber yapalım. Çünkü gençliğin eğitim durumu hepimizin malumu: %20’si 8 yıllık temek eğitimi bitiremiyor, %37’si sadece 8 yıllık temel eğitimi bitiriyor, bitirenlerin de bir çoğu iş bulup da meslek eğitimlerine başlayamıyor yani %57 gibi bir bölümü sıkıntılı.” dedi.

Yine Dr. Cebel Küçükkaraca’nın konuşmasına göre, Almanya’da 550 bin civarında Türk öğrencisi var, bu sene okula başlayan gençlerin ise %30’undan fazlası göçmen kökenli. Bu göçmen çocuklarının içerisinde de en problemli grup Türkler, ki bu durum çok ciddiye alınmalı ve sorun çocuklarımızdan kaynaklanmıyor. Okul sistemi ama çoğunlukla da aile ilgisi sorumlu tutulabilir. Bu tespitlerinden yola çıkarak, bir yandan okul sisteminde istenilen değişiklikler için diretirken diğer yandan da kendi üstlerine düşeni yapmaları gerektiğini söyleyen Dr. Küçükkaraca, çocukların üç yaşından itibaren yuvaya gitmeleri hedefinin eyalet çapında gerçekleştiğini ancak annelerin eğitilmesi gerektiğini ve velilerin okul sisteminden haberi olmadığını vurguladı.

Bu konuda derneklerden beklentilerin neler olduğunun sorulması üzerine, her derneğin ulaşabildiği herkese ulaşması ve insanların dikkatini bu konuya çekmeleri gerektiğini, bugüne kadar eğitimle ilgili yapılan etkinliklere katılımın az olması dolayısıyla ileride bu etkinlikler için alınan desteğin de tehlikeye girebileceğini söyleyen CK, “eğitimsizlik bizde bir miras gibi devrediliyor” dedi.

Kimse, “bu benim sorunum değil” diyemez

Kimsenin, ben bundan sorumlu değilim, deme lüksü olmadığını belirten Ahmet KARADENİZ, herkesin bir bütünün parçası olduğunu belirtti. “Bugün kendi dilini kullanmaktan utanan bir insanın, kendine saygısı olması imkansızdır. Türkçe sorununu ortaya koyduğumuzda karşımıza çıkanlar Almanlar değil Türkler oluyor.” dedi.

Sık sık eğitim ile ilgili etkinliklere, veli toplantılarına Türk ebeveynlerinin katılımının yok denecek kadar az olduğunun vurgulandığı toplantıda, Murat KAÇIK “birinin eline broşür veriyorsunuz, elinde kağıt varken dönüp size soruyor, toplantı nerede ve kaçta, diye” diyerek toplumumuzun okuma tembelliği olduğuna dikkat çekti.

Almanya’da da resmi kaynaklara göre 5,5 milyon okuma yazma bilmeyen insanın olduğunu belirten Seyfi ÇETIN “eğitimlisi de eğitimsizi de bizim insanımız.” dedi.

Yapılacak etkinliklerin yine katılımın az olması sebebiyle amacına ulaşamayacağı yönündeki endişelere ise Dr. KÜÇÜKKARACA “Elbette ki herkese ulaşamayacağız ama bu %57’yi %30’lara düşürebilirsek bu büyük bir başarı olur. Türkiye’de okula veriyorsunuz çocuğu, okul çocuğu eğitiyor, çocuk köyde doktor görünce “doktor olacağım” diye özeniyor, buradaysa iş, velilere düşüyor. Velinin yetkisi kadar sorumluluğa da var.” diyerek cevap verdi ve bazı okullardaki ögretmenlerin de önyargılı olduğunun öne sürülmesinin üzerine buna katılmadığını söyleyerek “elbette ki olumsuz örnekler var, ancak çocuk başarılı olursa o başarının önünde eğiliyorlar. Elbette bir haksızlık olduğunda karşı çıkalım ama sorunumuzu da başkalarının üstüne yüklemeyelim” dedi.

Tüm derneklerin ve toplumun en büyük sorununun eğitim olduğu konusunda hem fikir olan altı dernek temsilcisi, sorunları tespit ettikten sonra çözüm önerileri getirdiler. Bu öneriler arasında Türkçe’nin okullarda ikinci, üçüncü yabancı dil olarak kabul edilmesi konusunda baskı yapmaya devam etmek, bu konuyla ilgili bir imza kampanyası yapılması yer aldı. Nurlu ÖZDAYI’nın bazı insanların Almanca ögrenmek için Türkçe bilmemek gerektiğini söylemesi üzerine Dr. Cebel KÜÇÜKKARACA “bu bir bilimsel gerçektir: Anadiline tam olarak hakim olamayan bir insanın ikinci, üçüncü yabancı dili ögrenmesi çok zor olacaktır. Bu Türk ögrenci için de Alman, Japon ögrenci için de geçerlidir” dedi.

Bugüne kadar dört defa sınıfta kalmasına rağmen şu anda üniversitede tıp eğitimi aldığını söyleyen bir katılımcı okullardaki ögretmenlerin çogunlukla yalnızca görevlerini yaptıklarını fakat sorunları olan bir ögrenci gördüklerinde genellikle kişisel olarak ilgilenmediklerini söyledi ve “bana, burada bir Alman’ın geldiği noktaya gelebilmek için aynı yere gelmek isteyen bir Alman’dan iki kat daha iyi olmam gerektiği söyleniyordu” dedi.

Konsolosluk ögretmeni Murtaza GÜL, velilerin dikkatini çekmek için eğlenceler düzenlenmesini önerdi ve yuvaya (Kindergarten) gitmeyen bazı ögrencilerin, başarılı olmalarına rağmen davranış bozukluğu nedeniyle Hauptschule’ye düşürüldüğüne dikkat çekti.

Türk çocuklarının odalarının %60’ında televizyon bulunduğunu ve bunun çocukların eğitiminde çok ciddi problem olduğuna dikkat çekildi.

Çocuklarını ev ödevi yardımı veren dernekle yazdıran velilere belli aralıklarla anne-baba eğitimi verilmesi, Türkçe kitap satan dükkanların açılması, Türkçe kütüphane kurulması, veli görüşme günlerine Almanca problemi yüzünden gitmeyen velilere gönüllü tercüman bulunmasının organize edilmesini öneren Christian Albrechts Üniversitesi Türk Ögrenci Klubü Yönetim Krulu üyesi Özgün BAYRAMOĞLU “üniversiteye tek kelime Almanca bilmeden başlayan bir çok yabancı ögrenci bugün doktora tezlerini veriyorlar, eğitimde dil problemi olduğu doğru fakat bunu aşılamayacak bir engel olarak görmeyelim” dedi.

Her derneğin kendi tabanına bu konuyu yayması ve üyeleriyle kişisel olarak iletişime girmesini öneren Alevi Derneği Başkanı Turan KOÇ “Bundan sonra nerede olursa olsun eğitim konusuna zaman ayıralım, bu iş ilan asmakla olmaz” dedi.

Dernek temsilcileri, 27 Ekim’de beraber organize ettikleri Ramazan ve Cumhuriyet Bayramları kutlaması ardından ilk kez bir araya geliyorlar. Bugüne kadar özerkliklerini sağlamak amacıyla birbirleriyle işbirliğine girmemiş olan Türk dernekleri açısından bu gelişmeler büyük önem taşıyor.

Özgün BAYRAMOĞLU (Milliyet Gazetesi)

Başarılı bir uyum (entegrasyon) için ne eksik?

Başarılı bir uyum (entegrasyon) için ne eksik?

01 Kasım 2006’da Europa-Union Deutschland Kreisverband Flensburg, Grenzverband e.V. Flensburg tarafından düzenlenen “Was fehlt zu einer gelungenen Integration? / Başarılı bir uyum için ne eksik?” isimli toplantı Flensburg Treffpunkt Mörwick’te saat 18:00’de başladı.

Gert Rossberg’in açılış konuşmasıyla başlayan toplantıya Eyalet İçişleri Bakanı Dr. Ralf Stegner, Schleswig-Holstein Türk Toplumu Eyalet Başkanı Dr. Cebel Küçükkaraca, Arbeitsgemeinschaft Deutsches Schleswig e.V.’ten Christa Kreber ve Danimarkalı şef redaktör Siegfried Matlok konuşmacı olarak katıldı. Grenzverband e.V. Flensburg Yönetim Kurulu üyesi Lothar Hay’in yönettiği toplantıda konuşmacılar uyumun tek taraflı olamayacağı ve uyumda karşılıklılık esasının kaçınılmaz olduğu konusunda görüş birliği içindeydiler.

Uyumda bugüne dek iki tarafın da karşılıklı çabalarıyla önemli bir mesafe katedildiğini ancak hala çok önemli eksikliklerin de bulunduğunu kaydeden konuşmacılar, özellikle

* Uyumun önündeki en önemli engellerden birinin dil problemi olduğunu, bunun meslek eğitiminde de engel teşkil ettiğini ve Alman okul sisteminin de bu olumsuz gelişmede büyük rol oynadığını,
* Işsizliğin bir çok sosyal problemin temelinde yattığını fakat göçmenlerdeki işsizliğin sebebinin de çoğu kez göçmenlerin, son yıllardaki vasıflı işçi olma yönündeki gelişmelerin gerisinde kalması olduğunu,
* Uyumun, asimilasyon demek olmadığını,
* Diyalog eksikliğinin kaynaşmamanın en büyük sebebi olduğunu, ön yargıların çoğunun da insanların, yakınlarında olan diğer insanları tanımamalarından kaynaklandığını,
* Gerçekçi olmayan istem ve taleplerin, toplumda korku yaratılmasının olumsuzluklara sebep teşkil ettiğini,
* Karşılıklı olarak kültürel yapının ve inançların tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesinin gerektiği,
* Azınlığın ve çoğunluğun birbirine el uzatması ve uzanan elin de tutulmasının birlikte yaşamı kolaylaştıracağı,
* Dışlamanın ve dışlanmanın bir çok alanda sürdüğünü,
* Basının çoğu kez özellikle azınlıklar hakkında tek taraflı bir şekilde haber yayımlayarak önyargıları artırdığını vurguladılar.

Farklı kültürlerin, özellikle birbirlerini ayıran konularda birbirlerini anlamaya çalışmalarının önemine değinen Gert Rossberg, “Türkler kendilerini ikinci sınıf vatandaş olarak görmemeli ve Almanlar da Islam dinini kendinlerine ait hissetmeli” dedi.

Dr. Ralf Stegner küçük hesaplar peşinde olan bazı grupların, bilinmeyene karşı hissedilen korkuyu bilinçli olarak kullanıp bunun üzerinden politika yapıldığını vurgularken anayasanın, hak ve özgürlükleri dini, dili, cinsiyeti ne olursa olsun herkes için öngördüğünü ancak bir çok alanda gösterilen toleransın yanlış anlaşılmaması gerektiğini ifade etti.

Uyumun herkes tarafından desteklenmesi gerektiğini, anayasanın ve demokrasinin ortak zemin olduğunu belirten Dr. Cebel Küçükkaraca ayrıca “Hala okul yasasında anadil dersleri ikinci, üçüncü yabancı dil olarak öngörülmüyor, ne yazık ki Nobel ödülü almış bir yazarın kitabını okuyup anlayabilmek için Almanca’ya çevrilmesini beklemeleri gerekiyor” dedi ve bunun Türk göçmenlerini üzdüğünü ekledi.

Göçmen çocuklarıyla çalışan Christa Kreber, bu konuya bakışın, kişinin içinde bulunduğu ortama göre de çok değişebileceğini vurgularken, öğretmeni olduğu yuvaya getirilen çocukların velilerinin sık sık orada Almanca konuşmanın zorunlu olup olmadığını sorduklarını, bunun zorunlu olmadığını duyunca çok şaşırdıklarını ve göçmen çocuklarının, fırsat verildiği takdirde öğrenmeye çok istekli olduklarını kaydetti.

“Topluma bir erkek entegre edildiği zaman, bir erkek entegre edilmiş olur. Ama bir kadın entegre edildiği zaman, bir aile entegre edilmiş olur” diyen Siegfried Matlok, Danimarka’daki göçmen yasalarından örnekler verdi.

Konuşmaların ardından, salonda bulunanların konuşmacılara sorular yöneltmesi ve fikirlerini aktarması ile devam eden toplantı, kapanış konuşması ile son buldu. Kapanış konuşmasında bu tarz karşılıklı diyalog imkanlarının problemlerin çözümünde büyük katkısı olduğunu söyleyen Lothar Hay, bu problemlerin çözümüne göçmenlerin de direk katılmasının önemini vurguladı.

Katılımcıların toplantıdan çok faydalandıklarını, diyalog imkanlarının devamının getirilmesini istediklerini söylemeleri ve Alman ve Türk vatandaşlardan oluşan dinleyiciler arasındaki sıcak atmosfer dikkat çekti.

Özgün BAYRAMOĞLU (Milliyet Gazetesi)

Bizim Sahne

Bizim Sahne

Yaklasık 7 aylık bir aradan sonra Türkische Bühne Kiel tekrar sizlerle beraber..
4 Subat 2006 tarihinde Schauspielhaus`ta sahnelenen “Evcilik Oyunu” adlı oyun istek üzerine
4 Kasım 2006 Cumartesi günü saat 20´de Theater im Werftpark´ta tekrar
sahnelenecektir.Bilet fiyatları 10 € ‘dur.Ilgilenenler biletleri Kiel Schauspielhaus ve
Opernhaus kasalarından temin edebilir.Bilgilerinize sunarız.